< Ben-im - Blogcu





Hüzün değil, yalnızlık her şeyin

Gecelerden saat 1’i geçiyor.

Kimi zaman dolu aklım, bazen boş.

Karışık bazen, düzenli.

Huzuru ve neşeyi yoğun hissediyorum bu aralar.

Daha içten, daha samimi, daha mutluyum sanki.

An’ı yaşa derler ya, aynen öyleyim.

Bu gece azıcık yazayım dedim,

Çok şey gelmese de içimden,

Zaman hızlıca geçiyor.

Yaşanmışlıklar veya yaşanmamışlıklar diye duygusallığa hiç giresim yok.

Yalnızca an’daki mutluluğu hissedebiliyorum.

Daha bir benimseyerek yaşıyorum belki aldığım nefesi.

Geleceği dert etmiyorum, geleceğini bildiğim halde.

Gelecek, gelecek nasıl olsa; öyle veya böyle.

Günleri yaşıyoruz, yaşadığımız çok vakit var aslında.

Güzelliklerle zaman çok hızlı geçiyor…

Zamanın nasıl akıp gittiği anlaşılmıyor, sevdiklerimizle.

Ama neden böyle?

Neden güzel şeyler hızlı geçerken, hüzün geçmek bilmez?

Hüzünlü olduğumdan değil ama bu neden böyle…

Güzel şeyler hızlı, güzel olmayanlar yavaş geçiyor.

Yalnızlık, bunun ortasında olabilir mi?

Güzel şeyler birazda aklı başımızdan aldığından düşünmeye vakit kalmadığı için hızlıdır belki.

Güzel olmayanlar, kötü etkileyip üzerinde çok düşündüğümüzden yavaş geçiyordur belki zaman.

Ama yalnızken daha farklı sanki.

İnsanların çoğu yalnızlığı hüzün olarak görür ama bence öyle değil.

Yalnızlık, kendini değerlendirebilmen için en uygun andır.

Kendinde yoğunlaşırsın çünkü yalnızsın.

Çok kişi hüzünlü olur. Ne diye hüzne odaklanırsın?

Sen hüzün değil, yalnızsın.

Gözünü kapattığında hüznü değil, yalnızlığı görürsün

Ve tamamen sana aittir gördüğün yalnızlık.

İstediğin her şeyi hayal edebilirsin.

Her şey senindir yalnızlıkta.

Sen yoksan hiçbir şey yoktur,

Nasılki gözünü kapattığında hiçbir şey olmadığı gibi senden başka

Ve sen varsan her şey vardır, her şey senin düşüncelerin.

1:36   07.06.09

Kendinizi iyi hissetmeniz için

Biliyoruzki, insanların duyguları ansızın değişiyor. Bu yüzden kimseye yeterince güvenmemek gerekiyor. Güveneceksen de duygularını kontrol edebilmen gerekiyor.
Aslında duygularımız bizim kontrolümüz altındadır. Biz istemediğimiz müddetçe kimse bizi ne sinirlendirebilir, ne de üzebilir. Çünkü duygularımız, bizim duygularımızdır. Emin olun ki biz izin vermediğimiz müddetçe kimse onları değiştiremez. İnsanın bu konuda deneyimi olunca böyle kesin cümleler kurabiliyor. :)

 

Şimdilik birazcık beden dilinden bahsedelim; Diyelimki senle ben yolda yürüyoruz. Ben seni sağıma aldığımda seni daha rahat kontrolümde tutabilir veya daha iyi etkileyebilirim. Yanlış hatırlamıyorsam Nazım Hikmet Ran, hiçbir kadını solunda yürütmezmiş. Nedenini sormuşlar "Çünkü o tarafta kalbim var." demiş. Ne kadar doğru bilinmez bu kontrol etme işi… Ama bir yerlerden okumuşum da aklımda kalmış.
 
Biliyorsunuzdur belki, beynimizin sağ tarafı duygusal, sol tarafı mantıksal düşünür. Eğer telefon konuşmalarını sağ kulağınızla yaparsanız, beyninin sol tarafıyla dinleyip cevap verirsiniz. Telefonu sol kulağınızda tutarsanız, beynin sağ kısmıyla yani duygusal olarak dinleyip cevaplarsınız. Hangi kulağınızı kullanıyorsun bilmiyorum ama sağ kulağınızla dinlemenizi tavsiye ederim, eğer kolay etkilenen biriyseniz.
 
El sıkışmalarına dikkat edin. Hiçbir zaman el sıkışırken avuç içi yukarı doğru bakmasın. Avuç için yukarı doğru bakarsa doğal olarak karşınızdaki kişinin avuç içi de aşağı doğru bakar. Ve karşınızdaki sizi daha kolay etkileyebilir. Ama sizin avuç içiniz aşağı bakarsa siz daha kolay etkileyebilirsiniz. Eğer iki avuç içi de yanlara bakıyorsa bu eşitlik demektir. Dilencileri düşünün... Hepsinin avucu yukarı doğru bakar ve dileniyorlardır. Bir de Hitlerin veya Almanlarındı herhalde tam hatırlamıyorum. Bir komutanları vardı hani avuç içi yere gelecek şekilde elini yukarı kaldırıp milletini selamlardı... Aradaki farkı anladınız değil mi? Ve onun ülkesinin bir kısmında yaşayan herkesin evlerinin kapılarını alçak yaptırmış, insanlar oda kapılarından geçerken hep kafalarını eğermiş. Bu insanların hepsine (yanlış hatırlamıyorsam) asker olma emri verilmiş. Hiçbir kişi de hayır dememiş. Çünkü başlarını sürekli eğmeye alışmışlar. Öyle yazıyordu Ahmet Şerif İzgören’in “Dikkat Vücudunuz Konuşuyor” kitabında.
 
Ve beden dilinin duygularını etkileyen en etkili duruşlar:  Sırtını dik tut-dik dur. Ses tonun az çıkmasın. Kendine güvenir şekilde konuş... Omuzların çökük olmasın.

 

Bilirsinizki, üzgün biri genelde omuzları çökük, kambur, başı öne eğik olur. Ama omuzları düz, sırtı dik, başın dik veya çenen hafif kalkık da olabilir, bunu yaptığınız zaman kendini daha iyi hissedersiniz. Örnek olarak asker ve komutanlara bakabilirsiniz ve bir önceki üzgün örneği ile yine dilencileri düşünebilirsiniz. Aslına bakarsanız beden dilini bilmek çok kolay, değil mi?
Hatta dik dururken ellerini arkanda kavuşturman, sana güven duygusu da verir.

 

Aslında beden dili üzerine daha bildiklerim vardı ama yazıya aktaracak kadar net değil. Ne Düşündüğünü Biliyorum-Dr. Lillian Glass’in kitabı da güzel.
 
"İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin" kitabında okuduğum güzel ve etkili bir şeyden bahsedeyim. Yaklaşık 90 sayfa boyunca Julia Cameron sabah sayfalarından bahsediyor.
Sabah sayfalarını dinlenmek, düş kurmak ve denemek için kullanmayı öneriyordu. Küçük ve nazik hedefler koyup yerine getirmeyi, Allah’ın size yol göstermesi,  cesaret ve alçakgönüllülük vermesi için olumlama yapmayı tavsiye ediyordu. İçinden kötü şeyler gelse de olumlu bir şeyler yazmayı tavsiye ediyor kısaca.

 

Sabahları uyandığında içinden gelenleri kâğıda yaz.  Ben birkaç sabah bunu yapmıştım ve gerçekten etkili olmuştu. Ama belki içinizde merak edenler vardır, “neden sabahları?” diye… Benim de aklıma bu geldi ama hemen sonra da şu geldi: Çünkü sabahları, yeni uyandığımızda daha çok veya sadece olumlu düşüncelerimiz oluyor, bunu fark ettiniz mi? Yalnızca olumlu düşüncelere sahipken, düşüncelerimizi de kâğıda aktardığımızda dolayısıyla olumlu ve güzel yazılar yazıyoruz ve bu olumlu ruh halimizi de kâğıda aktarmış oluyoruz. Gün boyu olumlu düşüncelerle olabilmenize ve kendinizi daha iyi hissedebilmenize yardımcı oluyor. Eğer içinizden bir şeyler yazmak gelmiyorsa çizin.

 

Ve her sabah yataktan kalkmadan spor yapın. Yatarak nasıl mı spor yapılır? :) Mekik çekin. Mesela, 10 tane mekik çekin. Eğer az gelirse biraz daha artırın ve 3 kz yataktan kalkmadan önce bunu yapın. Neye mi iyi gelir? Göbeği eritirsiniz işte fena mı? :D Göbek olmasa bile, kan akışınızı daha yataktan kalkmadan hızlandırmış olursunuz. Eğer mekik çekmeye başladıktan bir gün sonra kadar vücudunuzda hafif bir ağrı hissederseniz bu oldukça normal, vücudunuz hamlaşmıştır. Çok geçmeden ağrınız geçecektir.

 

Hatta biraz da kolları kuvvetlendirmek için, yataktan doğrudan yere inin. :) ne kadar çekebilirseniz artık. Her gün bunu yaptığınız müddetçe kollarınız daha da güçlenecek ve daha çok çekmeye başlayacaksınız.

 

Alexis Carrel'ın Nobel Tıp Ödüllü "İnsan Denen Meçhul" kitabında şundan bahsediyordu: İnsan aç kalınca midesi protein salgılar. Ve aç olmak, insanı daha ahlâklı yapar. Eski milletler yalnızca oruç aylarında değil, sürekli oruç tutarlarmış daha ahlâklı olabilmek için.

 

Karşındaki insanın göz bebekleri küçülüyorsa sana yalan söylüyordur ama büyüyorsa senden hoşlanmıştır. Fakat, ortamda bir ışık değişimini de göz önünde bulundurmalısın. Karanlıkta göz bebekleri küçülür, aydınlıkta büyür, biliyorsun. Dünyada yalnızca 1 kişi göz bebeklerini kontrol edebilyormuş. O da profesyonel bir dalgıç.

Karşılaştığın durumlarda seni üzen bir şey varsa asla bu seni üzen şeyi düşünme. Sorunu değil, çözümü düşün. İnsanların çoğu yalnızca sorunu düşünür ve içinde kaybolup gider, depresyona girer. Çözümü düşünmek daha mantıklı değil mi?
 
Ve şunu da bil ki, eğer seni biri üzüyorsa, bu onun cahilliğinden kaynaklanır. Şahsen ben böyle tanımlıyorum. Düşünceli ve akıllı bir insan, karşısındakini bilerek üzmez. Bu gibi durumlarda lütfen hatayı karşındakine vererek geç.

Tamam, hatayı önce kendimizde aramalıyız… İşte, kendimizde olan hata da, başkasının hatasını üzerimize almak. :)))

 

Son olarak, kokuya değinelim… 10 dk.da Enerjinizi Depolayın isminde bir kitaptan öğrenmiştim. Profesyonel sporculara nane yağı koklatılırmış, ruh halini ve motivasyonu güçlendirirmiş. Yazar da hep yanında taşıdığını söylüyordu. Bende alıp kullanmaya başladım. Ama nane yağı ne kadar kaliteli olursa o kadar etkin oluyor bilirsiniz. Fakat bir müddet sonra okaliptüs yağına rastladım. O daha da keskindi. Ve sanırım daha da etkili.

 

Kokuda sağlıklı uyumanın etkilerine gelelim…  Zaten artık hemen herkesin bildiği üzere, karanlıkta ve temiz havası olan yerde uyumak daha sağlıklı. Yine bir kitapta okuduğuma göre, lavanta kokusu, daha kaliteli bir uyku olmasına yardımcı oluyormuş ama bundan daha da etkili olanı yasemin kokusu. Bir odada uyuyan birkaç kişiye yapılan bir testte, kişilerin algılayamayacağı derecede odaya yasemin kokusu vermişler. Bu kişiler sabah uyandıklarında kendilerini daha dinlenmiş ve dinç hissetmişler ama koku uygulamadıkları odada uyanan kişiler üzerinde herhangi bir pozitiflik hakim olmamış. Hatırladığım kadarıyla böyleydi.

 

Son olarak şu spora bir daha değinmek istiyorum. Olurda mekik ve şınav çekmeye üşenirseniz, en azından kafanızdan başlayarak kollarınızı, vücudunuzu ve bacaklarınızı gerin. İyi gelecek…

 

Evet… Yukarıdaki yazımı belki 1,5-2 yıl kadar önce bir arkadaşıma yazmışımdır. Sonra 1-2 arkadaşıma daha gönderdim. Şimdi üzerinde biraz ekleme ve düzeltme yapıp buraya yazdım. Umarım okuyanlar uygular ve olumlu etkilerini görür…

 

Meşguliyetin arasından, kısaca

Evlenmeyi pek düşünmedim. Hep yalnız bir hayatın hayalini kurdum. İleride yeğenlerimle yapacağım şeyler istemdışı demin kafamda plânlanırken, kendi çocuğumun olabileceğini hiç düşünmediğimden olsa gerek yeğenlerimle ilgili plânlarım. Gerçekten güzel bir hayatımın olacağını düşünüyorum.

lillyum'a bir yazı yazacağımdan bahsetmiştim, unutmadım. Yalnızca biraz gecikti. Ve maalesef bundan sonraki yazım olacak muhtemelen... Derslerle meşgul olduğumdan dolayı yazmaya pek vakit ayırmadım. Yalnızca dersleri düşünüyorum...

Arada istatistiklerime bakıyorum, bloguma kaç kişi girmiş diye. Neredeyse her gün sabahın 5'inde biri bloguma bakıyor. Kim olduğunu öğrensem nasıl olurdu..? :)

Bu aralar oldukça rahat ve neşeliyim, dersler çok rahat olmasa da.

Can sıkıcı bir durum varsa, basite indirgemek en güzeli. Öyle veya böyle yaşamıyor muyuz... Geçen hafta, mezun olan filistinli bir arkadaşımı gördüm. Dubai'ye gidip staj yapmış ve geri gelmiş. Ülkesine gidemiyor, malûm. Burada yaşamayı düşünüyormuş. Dubai'den sonra buranın gerçekten cennet olduğunu söylüyordu. Gözleri doldu biraz konuşurken. Şimdi burada yaşamayı plânlıyor. Bir iş bulacak. Kaç para olursa olsun diyordu. Yalnızca yaşamak için yemek istediğini söylüyor ve gözleri doluyordu. Bir hedefi yok, yalnızca rahat ve savaştan uzak bir şekilde yaşamak istiyor...

En son 4 Nisan'da yazmışım. Hiç de çok kitap okuyamadım. Toplasan 3-4 tanedir herhalde. Bu dönem de, geçen dönem de çok hızlı geçti, hiçbir şey anlamadım, özellikle de bu dönemden. Pek tat alamadım ama yinede güzel geçiyor zaman.

Para arkasındaki Yunus Emre'nin resmi kendisine benzemiyor diye haberler çıktı geçenlerde. Sormak lazım, hangi Yunus Emre'ye benzemiyor? Adamın (yanlış hatırlamıyorsam) yalnızca Konya'da 9 tane mezarı var. Kaldıki ilk resmi 1935 yıllarında biri tarafından çizilmiş, o da görmeden çizmiş. Şimdi, "Yunus Emre'ye hiç benzemiyor?" diye bir soru sorulunca, "Hangi Yunus Emre'ye?" sorusu gayet ideal...

Eskiden NTV'deki Yorum Farkı'nı hep izlerdim, hiç kaçırmazdım. Ama baktımki dönüp dolaşıp yine aynı şeyi savunduklarını anlayınca, tekrar izlemedim. Tabiî bu yaklaşık herhalde 4-5 yıl önceydi. Bu akşam yine vardı, bir şeyler atıştırırken baktım biraz.

Sanırım en anlamsız yazılarımdan biri bu oldu. :)

Sakin...

Yazıma başlarken; “Seneler koşuyor, gülüp ağlatıyor. Bir kez bak aynaya, ömrümüz geçiyor. Neşe, keder hepsi geçer. Bize kâr kalan nedir bu dünyadan…” sözlerini duyuyorum Deniz Seki’nin şarkısından. Seneler gerçekten de çok hızlı geçiyor, koşarcasına…

 

Bir önceki yazımı yazarken sinirleniyordum hep çünkü o zaman halâ yatmak mecburiyetindeydim. Yalnızca yatmak, fazla bir şey yapamamak da beni sinirlendiriyordu. Mümkün olduğunca yatmam gerekiyordu ve bu yüzden de hep annem yemeğimi, suyumu getiriyordu. Bu da benim hoşuma gitmiyordu. Biraz daha hareketlenmeye başladığım zamandan sonra hep kendim kalkıp aldım zaten.

 

Dün bir arkadaşımın canı sıkkındı, beni aradı. Anladım tabi görüşmek, biraz yürümek, derdini anlatmak istediğini. Tamam dedim nerede görüşelim… Bayağı yürüdük, dolaştık. Birkaç tane de fotoğraf çektik ama bak birlikte çekilmedik o hiç aklıma gelmedi. Yaklaşık altıbuçuk saat kadar birlikteydik. Ne yaptım bilmiyorum ama benleyken çok rahatlamış, çok stresini atmıştı. Work&travel şirketinden aradılar İngilizcemi tekrar test etmek için. Çok basit sorular soruyorlar, sonrada advanced yazıyorlar, anlamadım. Neyse, Amerika’daki şirket beni kabul etmiş. Vize görüşmesinden de geçersem bu yaz tamamen Amerika’dayım. Ama arkadaşım ücretini henüz ödeyemedi, asıl plânımız birlikte gitmekti. Zaten benim hiç aklımda yoktu, o soktu aklıma. Aslında 6 kişiydik, grup olarak gidecektik ama 6 kişiyi aynı yere kabul etmediler. Herneyse, bakalım neler olacak.

 

Bu dönem daha çok kitap okumam gerekiyor… Dersleri daha iyi kavramalıyım. Güya yazarlığımı geliştirecektim, birkaç dergiyle anlaşacaktım… Muhtemelen olmayacak. Daha derslere iyi yetişemiyorum. Bu dönem spor yapmayı, en azından bir madalya daha almayı ve koşu rekorumu kırmayı istiyordum ama sanırım bu da olmayacak. 2 saate ulaşmam için ameliyat yerimin tamamen geçmesinden sonra 1,5 ay gerek düzenli olarak; tabiî bir sakatlığım olmazsa ki olur gibi geliyor. Belki yalnızca kolları çalıştırıp şınav rekorumu geçebilirim. Bunları bugün arkadaşa anlatırken dedi sen kesin komando olursun. Zaten gönüllü komandoyu işaretlediğimi söyledim. Ama üniversiteyi bitirirsem subay olurum fakat ben yinede ağır bir eğitim isterim.

 

Hayatın, insanların, zamanın değişimini nasıl da izliyorum… Geçenlerde yastık kılıflarımı değiştiriyordum. Önceki değiştirmelerde yastığın diğer yüzüne hiç bakmadığımdan diğer taraftaki dikişleri hiç görmemişim… Ve görünce bayağı tuhaf oldum. Çünkü bu yastık çocukluğumdan, belkide doğduğumdan beri kullandığım yastıktı. Annem hiç de söylemedi bana o yastık olduğunu. Bir an çocukluğuma döndüm gibi oldum. Hemen her akşam başımı yastığa koyarken çocukluğumu hatırlıyorum, elimi o dikişlerin üzerinde gezdiriyorum. Annem de benim gibi böyle habersiz sürprizleri seviyormuş. Zaten babam da bir sürpriz yapacak ben mezun olduktan sonra, tabiî bildiğimi belli etmeyeceğim. Hayatım güzel olacağa benziyor. Nasılsa artık canımı sıkan, çok değer verdiğim kimse kalmadı ki üzüleyim bir şeylere ciddi anlamda. Arkadaştı, dosttu; herkes unutuluyor zamanı gelince. Sitem etmeye gerek yok, etsen kaç yazar. Herkes gelip geçici zaten.

 

Bugün arkadaşım, kendisi hakkında ailesinin bilmediği özel bir anından bahsetti. Gerçektende özeldi. Kısaca özetlemek gerekirse; orta okulda veya lisedeyken hocalar çok üsteliyormuş ders çalışması için. Bir hocayla arası kötü olmuş, tehdit etmiş hocayı. Tam hatırlamıyorum ama müdür bunu odasına çağırıyor, önce iyice bir dövüyor ve yakında okuldan atılacağını söylüyor müdür. Sonra arkadaşım eve gidiyor morali ve psikolojisi çökmüş bir şekilde. Anneside abisinin yanına gitmiş üniversiteye. Arkadaşım evde yalnız, kapının üstüne halatı geçiriyor, kendisini asacak. Önceden de araştırmış, asıldıktan kaç saniye sonra insan ölür ve düğümleme çeşitlerini vs. 15 saniye sonra hayatla ilişkin kesiliyormuş. Arkadaş çıkıyor sandalyeye, kafasına geçiriyor halatı ve asıyor kendisini. Ama halat nasıl olduysa kopmuş. Buna çok şaşırmış. İkinci kez deniyor. Bu sefer işi sağlama almış kesin, kurtuluş yok. Tam kendini asacakken telefon çalıyor. Gidiyor telefona bakıyor, annesi. Eyvah diyor şimdi fırçayı yiyeceğiz. Annesi haberi almış okuldan ama kızmamış, araya birini sokarız hallederiz demiş, öyle de yapmışlar. Annesi gerçekten tam da zamanında aramış.

 

Ve arkadaşım diyorki, çocuğum olduğunda ona asla baskı uygulamayacağım. Bazen deneyimler iyidir. Benim de başımdan kötü deneyimler geçti ve bu deneyimler sayesinde de çok kişiye yardımcı olabildim.

 

Akşam bir arkadaş geldi kız arkadaşıyla evime bakmaya. Gelin buyurun dedim. Kız arkadaşı evimi çok güzel buldu, mimar mısın kız arkadaşın mı var diye sordu. Hayır dedim mimar değilim, kız arkadaşım da yok. Ama herzamanki gibi ev bana göre düzenli-temiz değildi yine. Hm, ne zamandır bir arkadaşım aynı eve çıkma teklifi etmiyordu, geçenlerde bir arkadaşım teklif etti ama benim için en iyisi yalnız devam etmek. Hazırlıktaykende 7-8 kadar arkadaşım teklif etmişti.

 

Geçenlerde icq’ya girdim, hatırlar mısınız bilmem; önceden msn değilde icq vardı, herkesin bir numarası vardı. Numaramı da, şifremi de hatırladım. Girdim… Galiba 24 kişi kadar vardı. Herkese tek tek baktım kimdi diye hatırlamaya çalıştım. Icq kullandığım günlere gittim biraz… ve kişilerin yarısını hatırlayamadım. Kimseler olmasada arada sırada giriyorum. Eskilerde olmayı seviyorum bazen, hiç geri gelmeyecek olsa da.

 

Uyku saatimi kısa sürede düzenledim bu arada. 00:00 gibi yatıp hiç alarm çalmadan 5:30’da uyandığım oluyor. Dua etmeyi unuttuğumu fark ettim. Çok az çalışarak 3 getirdiğim dönemde çok dua ediyordum. Kendim için ettiğim duaların neredeyse hepsi oluyor.

 

Okula gelirken yolculuk fena geçmedi. Nede olsa ilk defa o kadar çok oturuyor olacaktım. İki gün önce sanırım, sırt üstü yatmayı denedim. Ne kadar güzel bir duyguymuş ama fazla yatamadım. Geçenlerde antrenörümü gördüm, sonunda konuşabilecek bir yerde görüşebildik. Nasılsın dersler nasıl derken dedim hocam bu dönem galiba hiç antremanlara gelemeyeceğim. Hayırdır dedi, ameliyat oldum vs. anlattım durumu. Konuştuk biraz, ayrıldık sonra. Çok özlemiş beni, gözlerinden anladım. Bende özlemiştim biraz tabi. Aslında yazacak çok şeyim varda, kendimden fazla bahsetmek istemiyorum çünkü tanıdıklarımın tesadüfen yazılarımdan beni tanımalarını istemiyorum. Kötü bir şey yazmıyorum ama ben o zaman rahat yazamam.

 

Artık msn’ye de pek girmiyorum. Zaten girsemde bilgisayar başında olmuyorum veya müsait olmuyorum.  Birtek arada sırada biriyle yazışıyorum internetten uzun uzun. Böyle yazışmalar daha çok hoşuma gidiyor. Eskiden öyle olurdu hep ama msn çıkınca artık insanlar birbirlerini çevrimiçi görmeyince hiç e-posta da göndermiyor, hâl hatır sormuyorlar. Ben de artık hâl hatır sormayı bıraktım ki çok severdim böyle yazmayı. İnsan karşılık görmeyince bir müddet sonra yazmayı bırakıyor, sonrada değer vermeyi.


Bu akşam annem aradı, öksürüğümü tutmaya çalıştım ama olmadı. Fark etti öksürdüğümü. Dikkat et kendine vs.

 

Bugün sakallarımı kestim. Arkadaşlarım bana çok çok yakıştığını söylemesine rağmen kestim çünkü çok rahatsız ediyor ne yapayım. Sakallıyken özellikle bayanların daha çok dikkatini çekiyorum. Birde nedense insanlar bana uzun süreli bakmaya başladı garip garip. Bende mi bir gariplik var diye düşündüm. Bir ara evde aynadan yüzüme baktım… bakışlarım bayağı değişmişti. Sanki öyle bir anlam taşıyorduki gözlerim, garipti. Bir gün sonra arkadaşım da dedi gözlerin parlıyor diye.

 

Birkaç günden beri kendimi bilerek aç bıraktım. Belki iki hafta olmuştur. Maddi sıkıntıdan değil, öyle içimden geldi. Zorluğu yaşamak istedim. Aslında rahata alışmamalıyız her zaman. Bazı arkadaşlarım zayıfladığımı söylüyor.

 

Ne zamandır şiir yazmıyorum. Geçenlerde içimden geldi, döktüm kâğıda biraz. Fazla değil. Hiç tekrar bakmadımda nasıl oldu diye veya düzenlemedimde. Olduğu gibi buraya aktarıyorum:

 

Kader dediğin nedir?

Hayali bir çizgi.

İnanırsan gidersin peşinden.

İnanmazsan yokturki.

 

Sonunu merak ediyorsan,

Halâ emin değilim.

Korkmak mı gerekir acaba?

Ama gerek yok buna.

 

Çok da zor değil aslında;

Mutlu olabilmek…

Mutluluktan kastın nedir bilmem.

Bence ihtiyaç etmemek.

 

Anlayamadığın zamanlar olur bir şeyleri

Ve anlaşılmadığın zamanlar bazen…

Sebep ararsın, bulursun belkide…

Ama unutmadıkların, bulamadıklarındır hep.

 

Sıkılırsan herşeyden,

Herşeyi bir kenara itersin.

Görmemek, unutmak, belkide kaçmak istersin…

Bunları düşünen tek sen değilsin.

 

6. paragrafı da yazacakmışım da yarıda bırakmışım. Bu böyle bitmemeli. Bunun devamını getireceğim.

Ameliyat sonrası

Belden aşağısını hissetmemenin nasıl bir şey olduğunu artık anlıyorum. Kolay olmadı açıkçası, her ne kadar belli etmesemde ama dayandım! Düşünsene, yataktan kafanı dahi kolay kaldıramıyorsun su içebilmek için. Ayağa kalktığında duramıyorsun, başın dönüyor. Tabi bundan öncesinde de sol eline serum takılı. Yatakta dönmen imkânsız. Hep yüz üstü yatıyorsun... Belden aşağını hiç hissetmiyorsun. Ayaklarının nasıl durduğunu, ayağına vurulduğunu bile hissetmiyorsun. Yatarken, bir ara gerçekten sıkılmıştım. Bayılsam daha iyiydi ama yanımda annem, ablam, eniştem vardı. O kısa anı terleyerek geçirdim. Off unutulacak gibi değil. Hiç bu duyguyu yaşamamıştım. Ama her şey unutulur. Şimdi derin bir nefes alıyorum ve şu anki halime şükrediyorum. Halâ sürebilirdi veya daha kötüsü de olabilirdi. Gerçekten şükürler olsun.

Her şey unutulur demişken, birçok şeyi unutuyorum sanırım. Özellikle izlediğim filmleri unutmuşum biraz. Dikkatimi çekti. Gündelik hayattan da unuttuğum bayağı oluyor. Of, birde dişlerimi de yaptırmam gerekiyor. Nasıl gidipde yaptıracağım, nasıl uzanacağım diş hekiminin koltuğuna...

Bir ara ayakta uzun müddet duramam gerekmişti. Belime öyle ağrı bindiki... Fazlasıyla sinirlenmiştim. Çok sinirlendim... Yatağa yattığımda sanki gün boyu ağır bir şekilde çalışmışım gibi yorgunluğumu hissettim. Ama iyiki ayakta fazla durmadım, aksi taktirde geçmeyen bir baş dönmesi, baş ağrısı ve mide bulantısı yapıyormuş. Evet bunları hissettim, kısa süre... Baş ağrısı da değil aslında farklı bir şey. Sanki kafamdan bir şeyler aşağı çekiliyormuş gibi.

Yattığım günlerin acısını kesinlikle çıkaracağım! Bu dönem vücudumu çok iyi disiplin edeceğim! Malûm, felaket yakın. Sağlam olmak gerek, üç yönden; bilgi, fizik, psikoloji.

Yattığım müddetçe yalnızca bir arkadaşım geldi beni görmeye. Ama asıl beklediğim kişiler gelmedi. Asıl istediklerimle iletişim kuramadım. Ama artık kimseyi istemiyorum.   Hani, diyelimki bir arkadaşınızla görüşecektiniz, onu görmeye gidecektiniz. Veya o size ufak bir iyilik yapmıştı ama karşılığına gerek olmadığını söyledi. Onun gerek olmadığını söylemesi, gerek duymadığından olabilir ama önemli olan sizin ne yapacağınızdır. Çünkü sizin yaptığınız veya yapmadığınız herhangi bir şey, karşınızdakine nasıl değer verdiğinizi gösterir.

Bir süre önce düşündüm sanırım; vücudumu hem çok dayanıklı yapıp hemde en yaz yiyecekle nasıl hayatta kalabilirim... Bu tür şeyleri son zamanlarda çok düşünmeye başladım. Ve bunları düşündükten bir müddet sonra birazda tesadüf eseri birkaç yerden aldığım bilgiye göre doğal felaketler çok yakında olacak. Ve zaten farklı şeyler hissediyorum ama ne bilmiyorum..!

İyileşsem de artık spor yapmaya başlasam!!! Aslında bu kadar yatmam da iyi oldu. Bilgi edinecek ve birazda sakin kafayla düşünecek vaktim oldu. İyi de oldu... Ama sinirliyim.
Annemle ablam konuşurken duydum; babam, ben evlendikten sonra çalışmayı bırakacakmış. Dolaşırız, sakin deniz kenarı bir yerlerden ev tutup orada yaşarız vs. diye söylemiş babam. Herkesten uzakta ne kadar yapabileceklerki? İyi olsunlarda gerisi önemli değil. Ben ise bizim dükkânı mutlaka devam ettirmeliyim. Bu arada, ben evlendikten sonra çalışmayı bırakacak da, evleneceğimi kim söylediki? Bugüne kadar bir tane bile güvenebileceğim ve akıllı diyebileceğim bir bayanla karşılaşmadım.

Öyle sinir geliyorki arada... Bunca zaman yatmama sinirlendim ama başka yolu yok! Üstelik sırt üstü de yatamıyorum. Sırt üstü yatsam en azından bazı yeteneklerim üzerinde de çalışırdım!!! Gün boyu yatıyorum.. Ama böyleyken bile zaman çok hızlı geçiyor. Yüz üstü yatarak rahat kitap okunmuyor ama laptop'tan film-dizi-belgesel izliyorum, arada tv'ye bakıyorum. Bilgilenmem açısından yatmam iyi oldu diyebilirim. Günde ortalama 7 saat uyuyorum...

Seçim zamanı yine yaklaşıyor, yine adaylar atıp tutuyor. Koltuğa oturunca herkes parayı yiyor. Ufaktan da birkaç iş yapıyorlar. Hiç biri güvenilir değil. Küresel ısınma artıyor. Küresel ısınma engellenmese bile dünya zaten ateşten kavrulacak, güneşin ısısı sürekli artmakta. Yalnızca kendi yarattığımız küresel ısınmayı azaltıp güneşin dünyayı yok etme vaktini bekleyebiliriz. Tabi kavrulmaktan önce birsürü doğal felaket olacak. O zamana kadar yetiştirilirse Mars'ta atmosfer yaratılacak ve insanoğlu orada yaşama devam edecek. Tabi, bir müddet sonra oradan da kaçmaları gerekecek... Ufacık varlığız işte, yaşamaya çalışıyoruz şu dünya üzerinde. Bir sürü saçmalıklar içinde... Herkes problem arıyor, dert arıyor. Kimse şükretmesini bilmiyor. Hiçbir zaman çoğu kişiye karınlarının doyması bile yetmiyor. Hep daha fazlası, hep daha çok ilgi, hep daha çok saçmalık. İnsanlık kendi kendini yok ediyor zaten. Üretim çılgınlığı. Bu elbet bir yerde patlayacak. Ki etkileri zaten görülüyor. İnsanlar hep daha iyisini istiyor. Mesela şu cep telefonu teknolojisi saçmalığı'nı da ekleyebilirim. Standartları reklamlar koyuyor. Hep cezbedici şekilde gösteriliyor eşyalar. İnsanların buna dikkat etmesi gerekir. Bunu ders kitabından öğrendim. Reklamlar ne gösterirse insanlar o standarda ihtiyaç duyuyor. Ama önemli olan, insanın yalnızca yaşamasını sağlayan faktörler dışında hiçbir şeyi ihtiyaç haline getirmemesi. Belkide insanların %90'ı bunun farkında değil. Sonumuz hayır olsun... Gerçi sonumuz belli elbet, ölüm. Her başlangıcın bir sonu var ve her sonun bir başlangıcı. Öteki tarafı da merak ediyorum açıkçası.

Fiziğin ardını merak ediyorum. Fiziğe ihtiaç duymadan nasıl yapıldığını çok merak ediyorum. Bunun üzerine kitaplar almalıyım. Fiziğin ardında da tehlike var biliyorum. Off, bilmediğim çok şey var. :/ Öğrenmeliyim. Ölmeden önce öğrenmeliyim. Gerçek nedir? Şu an yaşıyoruz ve öldüğümüzde bildiğimiz her şey yalan olacak çünkü başka şeyler görecek ve hissedeceğiz. Böyle olacağını bilmiyorum tabi! Yalnızca tahmin ediyorum. Tahminden başka ne yapabilirizki? Ama bunu düşününce, gerçeğin değişim olduğunu düşünüyorum. Gerçek, değişimdir. Değişmek... değişime ayak uydurabilmek... değişimi bilmek... Bunlar gerekli. Ve bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir. Bu söz çok doğru. Her şey her an yanlış olabilir. Her an yanılmış olabiliriz veya her an yanılıyoruzdur zaten. Ve şu an yapabildiğim tek şey, yaşamak. Bu yüzden inadıma, en iyi şekilde yaşayacağım. Her ne olursa olsun!!!! İnadıma mutlu olacağım, inadıma güçlü olacağım. Boş ve saçma şeylerle uğraşan, yok o insana bu insana kafasını yoran çok insan var. Asla öyle olmayacağım. Asla. Olmak istemiyorumda. Benim olmak istediğim, yaşadığım ve yaşamadığım müddetçe güçlü biri olabilmek. Yaşarkende mutlu biri olabilmek. Yaşam sonrasında mutluluk duygusu olur mu bilmem ama güçlülüğün olacağını düşünüyorum.

Nazar değmesin, 4'e giden yeğenim sınavlarda dereceye giriyor. Bir ufağı ise daha 1'e gitmesine rağmen çok kitap okuyor. Fazla değil, sanırım 3-4 haftada 56 kitap mı ne okumuş. Bu çok sevindirici bir şey. Kendi kitaplarını bitirip sınıftakilerle kitaplarını değiştirmiş ve sınıfta değiştireceği kitap kalmamış sanırım. Birde sürekli ders çalışmak hoşuna gitmeye başlamış. Dünyanın böyle çalışkan insanlara ihtiyacı var çünkü dünyada yeterince aklını kullanamayan insan var, maalesef. Ve en ufağı, erkek olanı ise bana benzetiliyor. Hani birde yeni doğmuş bir bebeğe bakarsınızda erkek mi kız mı olduğunu biraz kestiremediğiniz olur ya, bu yeğenimde öyle bir durum yok. İlk bakışta erkek olduğu yüzünden çok iyi anlaşılıyor. Umarım bu yeğenim de çok sağlıklı ve iyi bir insan olur.

Herkes yalnızdır... Çünkü herkes yalnızca kendi hayatını yaşar. Ölüm her an var. Her an bilinmeyene yolculuk mümkün. Bilinmeyenin ardında ne varki? Bunu gerçekten merak ediyorum. Fiziğin ötesinde ne var? Bilmediğim çok şey var. Ve bu hoşuma gitmiyor, sinirleniyorum. Her ne kadar dönüp dolaşsamda yapabileceğim tek şey, yaşarken elimden gelenin en iyisini yapmak; yalnız olduğumun farkında olarak.
Neden yine sinirleniyorum...

« Önceki ::